26 Ağustos 2012 Pazar

Bir Vasiyet; Kore'li Cemal yahut Peder Bey!


Pederi defnettik dört gün önce…Kore’li Cemal’i…Kendi deyişiyle, “Şehit Öğretmen Babası, Kore Gazisi Cemal, ammaaa büyük harflerle ”…Evin tek erkek çocuğu olarak büyük ihtimamla ve sıkı bir dinî eğitimle büyütüldü. 17 yaşında gittiği Kore Savaşı’nda üç şeyi; komünizmi, kadınları, alkolü tanıdı. Deha ile, genetik kodlarının yanı sıra savaşta en yakın dostunun kucağında ölmesiyle tetiklenen “delilik” sınırlarında süren hayatı boyunca ilk ikisiyle arası bozuk, sonuncusuna sadakatle bağlı kaldı. Son yıllarında yazdığı tüm şiirleri anti-komünist temalar olmakla birlikte, eşitlikçi- demokratik tutumunu her alanda göstermeye devam etti. Otorite fikrine olan uzaklığı ve Batı kültürüne duyduğu hayranlık her anlamda ortalamanın oldukça uzağına düşen bir hayat sürmesine ve özellikle de ortalama bir aile reisi olamamasına yol açtı. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da geriye dillerde dolaşan onlarca anekdot bıraktı.
Aşırı merhamet duygusu, muhabbete aşırı düşkünlüğü, çocuklara olan aşırı düşkünlüğü, alışverişe olan aşırı düşkünlüğü, aşırı unutkanlığı...her şeyi, her bir şeyi aşırı olan Alamancı Cemal; çok uzun yıllar kaldığı Almanya’da mükemmel Almancası, smokin ve fraktan oluşan gece kıyafetleri, muazzam dansı, “Kore’li Cemal, ayda bir doğar”  anekdotuyla  dillere düşen her ay verdiği doğum günü partileriyle tam bir Alman gibi yaşadı ve beş parasız döndü. Para ile hiçbir zaman akılcı bir ilişki kuramayışının dramatik sonuçları oldu ama hiç değişmedi. En yoksul zamanında satın aldığı oyuncakları arabasına doldurup çocuk parklarını dolaşıp dağıttı. Her konuda olduğu gibi vermek konusunda da aşırıydı. Sıra ölüme geldiğinde, görmek istediği son kişi de geldikten 1 saat sonra solunum yetmezliği başladığında ise aşırı “cimri” davrandı; belli belirsiz kelimeleriyle ve  işaretle “ölüyorum, bana bir çare bulun, 112’yi çağırın” diyebildi. Ve ama çare, çare edemedi…Olsun be Baba! Sıradışı bir hayatla sıradışı bir ölüm yakıştı sana be Kore’li Cemal! Yakışmayan, sana, bize, memlekete, insanlığa ve de muhakkak hayata ve ölüme  yakışmayan, yanıbaşında 18 yıldır yatan yüreğimin çeyreği 27 yaşındaki en küçük oğlun...
"Beni de yaz internete, dünya duysun gittiğimi ha!
İşte vasiyetini yerine getirdim; 'internette' sana dair üç beş kelâm ettim! Sıra sende Peder Bey! Şimdi uyan kalk, her zamanki gibi; çayı gene sen demle, oturalım karşılıklı balkonda ince belli özel bardaklarınla, sigara sarışımı hevesle izle, ben tüttüreyim sen dumanını üfle!