19 Nisan 2015 Pazar

Çevrimiçi misin Aşkım!

Yan odadan yükselen çığlık; çevrimiçi misin aşkım?
Ortalama doksan metrekare evlerde muhtemelen iki çekyatlı salonlarda yaşayan ortalama insan bir elinde TV kumandası bir elinde akıllı telefonu tıkıdık tıkıdık dokunup çatır çatır keyif çatıyor.
Öyle mi!
Salondan mutfağa vatizap mesajı; pilav pişti mi hayatım? Hala cevap gelmedi, acıktım ben, oysa okumuş görünüyor mesajı, yoksa başka yerde mi çevrimiçi!
Kişisel hayatların açmazında, kamusal alanlarının boğuculuğunda fantastik bir yolculuğa çağıran çevrimiçilik….
Sanal iletişim çok daha çekici bir özgürlük alanı, çevrimiçinde balataları sıyırmak mümkün, değil mi?
Pilav pişti aşkım, gel.
Beyin dumura uğramış olabilir mi!
Gündelik siyaset düzlemini fazlasıyla aşan derin ve çok boyutlu bir toplumsal kutuplaşmanın yaşandığı bu topraklarda ferahlığın sanal denilen o alemde aranmasında çok da şaşılacak bir yan yok. Kişilerin yüz yüze gelmediği bir ortamda abartı veya uç duygular adeta olağan bir hal alıyor. Toplumsal kültürün ayıp kavramının tahakkümünden darlanan çevrimiçi insanı adeta zincirlerini kırıyor ve duygularını son derece abartılı ve gerçekten uzak tonlarda aleme fırlatıyor.
Ruhlar güzergahını yitirmiş olabilir mi!
Araştırmalara göre sosyal medyada en çok sözü geçen duygu nefret; herkes her gün bir şeylerden nefret ettiğini yazıp duruyor. Sıkılma, korkma, öfke, mutsuzluk gibi olumsuz duyguların da öne çıktığı görülüyor.
Nefret duygusu haliyle pek çok başka olumsuz duyguyuı doğuruyor; umutsuzluk, karamsarlık, öfke, korku, dışlama /dışlanma, korku, değersizleştirme, ötekileştirme / ötekileştirilme gibi birçok olumsuz duygu bir arada yaşanabiliyor. Çevrimiçi dünyalarda insanların bu duyguları kime? Ötekileştirdikleri, yabancılaştıkları, rekabet ettikleri diğerlerine, yani herkese!
Paylaşılan duygular içinde en çok öne çıkan bir diğer duygu aşk…
Şaşırdınız mı?
Şaşırın biraz çünkü çevrimiçilikte sözü edilen aşk ya kedilere ya da daha ziyade alışveriş ürünlerine; aşk gibi çok özel duyguları bile insanlar alışveriş metalarına bağlı olarak kullanıyorlar; ay ben bu ayakkabıya aşık olduuuum!
Tüketim mutluluktur ya da mutluluk tüketmektir!
Kendisi olarak varolmanın mümkün olmadığı, ancak arabası, kredi kartı ve başkalarının omuzlarına basarak yükseldiği yerde ötekine yansıttığı tüm özellikleriyle aslında muhtemelen kendi halinden nefret ediyor çevrimiçi insanı.
Tutkunun ifadesi olarak favlamak, beğenmek, paylaşmak özünde kendisine yönelen bir değer katma arayışı…
Yoksa neden icat edilsin selfie çubuğu!
Konuşmayı, dokunmayı giderek unutan insan ‘camdan cama’ kurulan yüzeysel, sorumluluktan uzak ilişkilere yöneliyor.
Kabullenilmeye duyulan ihtiyaç…
Temiz bir jilet ile defolarını kusurlarını gizleme imkanı…
Maskesiyle yarattığı yansımasını izleyen müstehzi bir sırıtış…
Kendi kendini var etme imkanı…
Cilalı bir ayna yaratma imkanı…
Ve güm!
Kendi kendini imha etme imkanı!
Ve evet….
Ve nihayet…

Herkes birbirine çevrimiçi ve lakin herkes kendine fena halde yalnız!

6 Mart 2015 Cuma

Sosyal Medyada Psikolojik Şifremiz; Ötekini Merak Etmek

1970'lerin başında ABD hükümetinin olası bir nükleer savaş karşısında askeri iletişimi sağlamak için geliştirdiği bir proje olarak interneti tasarlayanlar bugün gelinen aşamayı seyrediyorlar mıdır?
Evet, muhtemelen bıyık altından gülerek…
Çünkü internet bugün hayatın ta kendisi, toplumun her türlü yaşama etkinliğini gerçekleştirdiği gerçek bir mekanı haline gelmiş durumda; 2004 yılında kullanılmağa başlayan Youtube, Facebook, Twitter, İnstagram, akıllı telefonlar, sosyal ağlar ya da sosyal medya gibi ikinci nesil internet hizmetleri sayesinde internet artık hem medya, hem alışveriş merkezi, hem karşılıklı ilişki kurma, dedikodu ve miting alanı olarak kullanılır hale geldi. Herkesin düşüncelerini özgürce ifade ettiği bir alan, demokratik bir zemin, bir kamusal alan, imkanı olanlar açısından dev bir kütüphane haline gelen sosyal medya katılım, paylaşma, etkileşim üzerinden süregiden diyaloğa başkalarını da, bir başka deyişle “öteki”ni de dahil ediyor.
Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medyada kullanıcılar toplumsal olaylara düşünce ve görüşleriyle katılıyor, politika, alışveriş dahil her şey yapılıyor, samimi ve kişisel ilişkiler sosyal medya ortamında yaşanıyor, gerçek yaşamlardan olay ve aktiviteler taşınıyor, günlük hayatın neredeyse tüm işleyişi bu ortamda yaşanıyor.
Neden ve nasıl?
Çağın iletişime doymuş toplumunda, aşırı hızlı kent yaşamıyla parçalanmış, örselenmiş insanının en bariz özelliği olan ve giderek baş edilemez hale gelen yalnızlık duygusu, insanları ilişkilerin kolay üretilebilir ve kolay erişilebilir’ olan sosyal medya ortamına itiyor. Kendini ifade etme ihtiyacı, duygu ve düşüncelerinin dikkate alınması arzusu, karşılıklı paylaşım mekan engeli olmadan sadece çevrimiçi olmakla sağlanabildiği için yalnızlığı gidermede önemli bir işlev görüyor. Reel hayatta birbirlerine bağlanmaktan kaçınan hızlı çağ insanı daha çok sosyal ağlarda yakınlık kurmayı, bir başka deyişle kablolar aracılığı ile birbirine bağlanıp daha az sorumluluk almayı tercih ediyor. Farklı ya da sahte kimliklerle bağlar kurma şansı veren sosyal medya yeni bir kimlik edinme imkanı da vermiş oluyor; gerçek hayatında olamadığı kişi olarak arzu ettiği bir kimlikle sosyal ağlarda var olabiliyor. Gerçek kimlik gizlendiği için sözlerinin sorumluluğundan kaçabiliyor, baskıcı rejimlerde fikirlerini özgürce ifade edebilirken öte yandan insanlar arası iletişimin asgari gerekleri olan nezaket, saygı, kibarlık gibi davranışları göstermeme imkanı da buluyor. Bu işleyişte  bireyler  aynı anda hem röntgenci hem de teşhirci bir konuma doğru savrulabiliyor çünkü kullanıcılar, sosyal ağlarda hem her an her yerde görünmek, göstermek ve aynı zamanda görmek ve gözetlemek istiyor.
Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel hayatları giderek kamuya açılırken mahremiyet algısı da giderek aşınıyor, röntgen ve teşhir duyguları destekleniyor; herkes birbirinin yazarı, okuru olurken aynı zamanda birbirinin röntgencisi teşhircisi haline geliyor.
Pek çok yararlı bilgi ve paylaşımın yapılabildiği sosyal medya bu bakımdan, en büyük zararı insani ilişkilerindeki hakikilik, içtenlik, derinlik ve süreklilik ögelerine veriyor. Sürekli erişime açık olmakla çağ insanı kitap okumak, resim yapmak, bir banktan denizi seyretmek gibi haz verici etkinliklerden tümüyle uzaklaşır hale geliyor. Ve fakat ilgi ve şefkat arayışına düştüğü sosyal ortamda yalnızlığımı gidereyim ve ilişkiler kurarak oyalanayım derken hayata dair hayal etme yetisini de kaybederek aslında daha fazla yalnızlığa gömülüyor.
Ötekini merak etmek dürtüsüyle ve kendini ötekine duyurmak, göstermek amacıyla yer alınan sosyal medya bir bakıma çağın buhranlı yalnız insanının hikayesine de tanıklık ediyor.