Tut ki!
Tut ki veremli bir fahişeyim İskenderiye'de
Yatağım reng-i nâr
Gene de sevecek misin beni!
Göremezler izlerimi
Açsalar da heryerimi
Veremli bir fahişeyim İskenderiye'de
Her yanım kanar
Kulağımda bir doğum sancısı çınlar
Tenim kupkuru
Yastığımda salyalar
Yüreğim dermansız
Herşey mümkün
Bir tek ölüm imkânsız!
24 Nisan 2012 Salı
16 Nisan 2012 Pazartesi
Çek Git Memnune Teyze!
Dün akşam yürüyüşte çöplerden teneke toplayan bir kadına rastladım, Memnune Teyze, oturduk uzun uzun söyleştik bir karton üzerinde, elbet kaçmadı tadım. Yirmi yaşındaki kızından söz edince bir ara biraz daldım, keder değildi ama, kızmadım bile bu duruma, hatta epeyce rahatladım. Makineme davrandım birkaç iyi poz aldım, bir renkli sayfa haberi yaptım, şık oldu, güzel oldu, doğrusu kendimle çok gururlandım.
Ah Memnune Teyze, benim geldiğim yerlerde bu görüntü öylesine alelade. Korkma, basmam fotoğrafını, hem zaten bir akşamüstü lodos yürüyüşümüzün keyfini kaçırmaz çöpten teneke toplayan bir annenin utancı, sen utan gizlice. Bir anlığına duraklatsa da bizi çöpe eğilmiş yüzün, bir anlığına, sarmaz bizi ne keder ne hüzün, geçer gideriz. Bozmaz bizi bu ‘durum’, biz hayatımızın seyrine devam ederiz, aynı şehirde. Aynı caddeleri paylaşırız seninle, senin payına kenarlardaki çöpler, bizimkine mis kokulu bahçeler…Kızmayasın sakın, şimdi, yani, neylesin bu çaresiz “kader”!
Bazen bir dost sohbetinde bahsin geçerse belki biraz mahzunlaşırız bir an, lakin işlemez içimize, sen sakın üzülme, rahatsızlık vermezsin bize. Biz son seyahatimizin izlenimlerini anlatır, son 'hazlarımızı' birbirimize aktarır, 'farklı deneyimlerimizin' tatminiyle koltuğumuza yaslanırız. Elimizde İtalyan kahvesi, cebimizde çek karnesi, hani biraz… böyle… memnuniyetsiz, dünyanın ahvaline saldırırız; paranın değeri düştü, döviz kurları altüst, tüketim kamçılanmıyor yeterince! Yani Memnune Teyze, durumlar iyi değil, sıkıntıdayız biz de!
Lakin yine de…
Çek git Memnune Teyze! Çek git hayatımızdan girme görüntümüze! Biz senden farklıyız, zira başka türlü yaşamaktayız. Biz bakarken birbirimize hep bir kameranın varlığını hesaplamaktayız, nefretlerimizi kusarken bile o çok satan romanların kelimelerini kullanmaktayız, aşklarımız Twitter profilimizdeki "rumuz bilmem ne" kıvamındadır, aşk zaten bize ancak, bir "tık" uzaklığındadır! Memnune Teyze, işte bu görüntüde, yoksulluk bizim için biraz nostaljik bir tablo tadındadır.
Çek git Memnune Teyze, halel gelmesin güzelliğimize. Seninle ayrı dünyalardayız, biz her saat başı burnumuzu pudralamaktayız ve ellerimiz takma tırnaklarımızla zarifçe uzanır çatal bıçağımıza ve biz başka türlü uzanırız yatağımıza.
Memnune Teyze, sen usulca huzurumuzdan çekilmelisin, görüntün görüntümüze girmesin, çek git, uzanmasın masamıza her akşam çöpe uzanan elin, dokunmasa da yüreğimize, görüntüyü bozuyor senin bu halin!
Kızmayasın sakın bize! İşte hal böyle…Hadi sana güle güle…Utanıp ta seninle çöp toplamaya gelmeyen yirmi yaşındaki kızına bizlerden selam söyle; bir renkli sayfa haberi, hepsi bu!
13 Nisan 2012 Cuma
Savulun! En Hızlı Gasteci Ben Olacam!
Hayalimdir, durdurana aşk olsun e mi!
Elimde dicital makinem belimde kalem en baba gasteci olduğumu herkeslere gösterecem.
Ben fırlıcam mitinglerde kitlenin en önüne, en net görüntüleri ben çekecem, en en netlerini de ben verecem resmi görevliye, görevimi tamamlamış gasteci olarak huzurla dönecem gasteme.
Gerek yok bir toplantıyı sonuna dek dinlemeye, usulden çağrılmışım usulden teşrif etmişim, yemeğimi yemişim, usulden iki poz çekecek, başka habere koşacam diyerek varsa bir metin ele geçirecek oturup masamın başında haberimi yazacam. Anlamağa kavramağa ne hacet efendim, ne lüzum eder bilgileri doğru almak yahut içeriklere kafayı takmak!
Gasteme reklam veren firmanın mağaza açılışına acar muhabir olarak buyuracam, firma pazarlamacısının nadide sözlerini titizlikle aktaracam, ürünleri bir bir tanıtacam, haberimde firmanın güzel ülkeme mütena yararlarını anlatacam, hulasa bu danışıklı senaryoyu asrın haberi diye yutturacam.
En harbi ropörtajları ben yapacam, gastemdeki yetkili bana soruları hazırlayacak, ben kafa yormıcam, ropörtajı veren “tanıdıksa“ gerçeği ortaya çıkaracak soruları zaten sormıcam. Ne kendimi, ne patronu, ne de halkımı yormıcam.
"Yazılı" basının "görselleşmesi" işime geldi zaten, gözden düşen 'yazı'yı hiç takmıcam, dili doğru kullanmağa zahmet buyurmıcam, kullandığım kavramların manasını kavramıcam, kendimi geliştirmeğe hiç çabalamıcam.
En manşet gasteci ben olacam, 'ortak kalıp' sözcüklerle spotlar yazacam, özgün olma kaygısını çöp kutuma fırlatıp genel düzeysizleşmenin üstüne yatıp en basma kalıp başlıkları ben atıp haberimi 'gürültüye' boğacam.
Başaracam; darbelerin, iktidarların adamı olacam, öksürseler haberini yapacam, bültenlerini kapıp, demeçlerini parlatıp, "abi sen şöyle diyorsun yani" lerimle kaynağımın cümlelerini cilalayıp uygun hizaya sokacam. Okura haberimin nedensellik boyutunu sunmayarak eleştirel boyutunu da boğacam, haberimi bilgilendirici olmaktan çıkarıp kışkırtıcı kılacam, böylece ben hiç habersiz kalmıcam.
Haber dili diye bir sorunum yok, haberin sunumunda sorumluluğum zaten yok, deklanşöre gerçeğe tanıklık etmek için değil, gerçeğin gerçek yanını gizlemek için basacam; iktidarı sarı çiçekleri koklarken, minik bebekleri okşarken çerçeveleyip ben de hedef kitlemi okşıcam, öyle kadrajlayacam ki çekimlerimi gastede manşete hep ben çıkacam.
Haberimi doğru kaynaktan doğru biçimde alıp almadığımı hiç mühim bulmıcam, tekzip gelirse arka sayfaların en görünmez yerlerinde yayınlıcam, saptırsam da olayları çarpıcı kılacam. Gündemi takip etmek yakışır mı şanıma, 'var' mış gibi gösterip, "bir kaynak"a atfedip, manşetimi süsleyip ben gündem yaratacam, sonra köşeme çekilip kim peşime takılmış diye seyre dalacam.
Efendim böylece, 'memuriyetimi' güzel güzel yapıp, basın kartımı en görünen yerime takıp, en "seçkin" toplantıların yemeklerini tadıp, en 'iktidar' sahipleriyle kol kola turlar atıp ülkemin en hızlı gastecisi olacam.
Var mı beni geçecek, e hadi beri gelsin!
Hanımefendiler beyefendiler!
Çok hoşsunuz çoook!
10 Nisan 2012 Salı
Ah Ne Kadar Mağrur ve Mesudum! Artist Olmak İçin Yarışmaya Başvurdum!
Oturdum çek-de-yat’ımın üstüne tek tek inceliyorum, evraklarım tamam, fotoğraflarım da; bir boy mayolu, bir vesikalık, bir boy gece elbiseli. Ve tam üç buçuk saat oldu ön eleme jürisinden cevap geleli. Ah ne kadar mağrurum!
Mesudum, bu sefalet gecelerden ve felaket gelecekten artık kurtuluyorum, bavulum hazır gece yarısı pencereden atlayıp yola çıkıyorum. Sen basma perde, sen dokuma kilim, sen haroşa paspas, sen gıcırdayan tahta kapı ve üstüne bahtsız yılların lekesi düşmüş banyo taşı, özle beni kederinle, bundan sonra ara da bul! Bekle beni şehvetinle, geliyorum İstanbul!
Çok yakında senin o fantastik dünyana gireceğim, seninle büyüleneceğim ve seni büyüleyeceğim.”Mürebbiye’nin Aşkı” dizisinde artık ben boy göstereceğim, öyle nazlı süzüleceğim ki seyredenler tüm ihtiraslarını benim bedenimde hissedecekler. Nice nice kadınlar kıskançlıktan delirecekler, nice yakışıklı erkekler beni hayal ederek yeşerecekler. Ama ben bekleyeceğim, bütün iffetimle ve faziletimle bekleyeceğim, haşa günaha girmeyeceğim, bedenimi asla kirletmeyeceğim, tüm ihtiraslarımı bir gün kulisimin kapısını çalan fakir ama gururlu o piyanist gence vereceğim.
Alkışlar…Sahneye çıkıyorum…Alkışlar…Dinmeyen alkışlar…Üzerime orkideler yağıyor, bir nefeslik yakınıma gelmek için korumamla boğuşan gençlerden biri bayılıyor.Eller görüyorum, yalvaran yakaran eller, küçük bir dokunuş için ölesiye çırpınan… Ah ne kadar mesudum, ah ne harikulade bir an!
Ne oluyor bana böyle! Neden spotlar sönüyor, kıpırdayamıyorum, bacaklarımdaki bu sancı da ne! Babam da beni izlemeye mi gelmiş, ama neden yumruklarını sıkıyor! Abim neden dikiliyor tepemde, neden dişleri gıcırdıyor! Ne kadar çok yatak var etrafımda, hepsi de beyaz çarşaflı, fakir ama gururlu piyanistim nerede kaldı! Nerede alkışlar, nerede gözlerimi kamaştıran ışıklar, neden “bir daha bir dahaaaa” seslerine “doktor acil hastaaaa” sesleri karışıyor! Bu beyaz önlüklü kız mürebbiye mi! Bu korku dolu hıçkırıklar yoksa annemin mi! Neden aklımda sadece pencere pervazına takılan bavulum kalıyor, neden hafızama elbisemin yırtılma sesi takılıyor, neden gelecek pırıltılı hatıralar bir bir kayboluyor! Neden azalıyor ışıklar! Neden sönüyor spotlar! Söyleyin ah neden! Neden sahne kararıyor!
………………
*Bazen hayaller bir pencere pervazında tükense de…Evet bazen “hayal” bir pencere pervazına takılıp kırık bir bacağın alçısında ezilse de…yine de yine de…”Hayal” in peşinden
giden yüreklere ithaf edilmiştir.
2 Nisan 2012 Pazartesi
Sevdiğim Sarambula*, Buluşalım Seninle Gece Aydınlığında!
Masum değildir gece, gebedir hayatın tam da içine. Bazen bir ihtilal, bazen çılgın bir aşk, bazen bir katlediş gizler karanlık, ama küçük bir ışık hep pusudadır, doğum sancıları geldiğinde gösterir kendini kısa bir anlık.
Mutlulukla kucaklanan acıyla kopabilir, sevinçle yaratılan hüzne dönüşür bazen, bazen nazlı, bazen uysal, bazen kurnazca örülmüş bir tuzak olur gece. İtaatkar, berrak, yumuşak ve daima isyankar ve daima dik başlı, nasıl da şaşırtıyor insanı gecenin bu çelişkili yapısı. Sarambula , sevdiğim, sal geceye ateşini, tutuşsun karanlığın doğum sancısı, ışığından ver biraz, emsin yorgun aydınlık savaşçısı.
Sevda!
Daima sevda!
…Çünkü bazen umut sadece küçük bir ışık sızıntısıdır, karanlıktan süzülüp bir yanardağ aleviyle patlatır karanlığı, o gün ne yana kaçar gece fırsatçıları, aydınlığı karanlığa bulayanlara ceza mı? En acımasızından olmalı; aynaların önünde kendilerine mahkum yaşamaları! Korkmayasın Sarambula, hayat hakkını helal etmeyecek onlara, ruhun kiri yıkanınca geçmiyor, camdan yapılmıştır vebal, kırılınca yapışmakla tutmuyor.
Kavga!
Daima kavga!
Parıldamak için geceyi kollayanlar aynı karanlıkla kaybolacaklar, dönüp onları boğacak yarattıkları “var”lık, tapındıkları dünya tuzla buz olacak, nafile yakaracaklar. Sevdiğim Sarambula, yıldırmasın seni şu anki aldatıcı bulanıklık, bugün “etmek” için ışığı kapatanlar yarın senin o küçük ışığına ağıt yakacaklar.
Umut!
Daima umut!
Üzülme küçük umut, büyüyeceksin bir gün, ben bu günden o güne minik yüreğindeyim, tüm imgelerini parçalayıp kötülüğün senin tohumlarını hayata ekeceğim. Yok olmayasın sakın, çünkü ben, senin gücünle,
Nöbetteyim!
Bekle beni ey gece! Peşinden geleceğim, yakıp karanlığını önüne geçeceğim. Nefret mi? bir kalemde sileceğim. Merhamet! diyenlere, senin o küçük ateşinin adaletini vereceğim. Tüm gizlerini çözüp gecenin hainliğini dize getireceğim.
Elbet yalnız değilim!
Sevdiğim Sarambula, gel hadi yar ol bana, inat olsun gündüze karanlık salanlara, buluşalım seninle gece aydınlığında! …
…Umut bazen ne kadar da küçüktür…
---------------------------
---------------------------
Sarambula:Ateş böceği
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)