Pederi defnettik dört
gün önce…Kore’li Cemal’i…Kendi deyişiyle, “Şehit Öğretmen Babası, Kore Gazisi
Cemal, ammaaa büyük harflerle ”…Evin tek erkek çocuğu olarak büyük ihtimamla ve
sıkı bir dinî eğitimle büyütüldü. 17 yaşında gittiği Kore Savaşı’nda üç şeyi; komünizmi,
kadınları, alkolü tanıdı. Deha ile, genetik kodlarının yanı sıra savaşta en
yakın dostunun kucağında ölmesiyle tetiklenen “delilik” sınırlarında süren hayatı
boyunca ilk ikisiyle arası bozuk, sonuncusuna sadakatle bağlı kaldı. Son yıllarında
yazdığı tüm şiirleri anti-komünist temalar olmakla birlikte, eşitlikçi- demokratik
tutumunu her alanda göstermeye devam etti. Otorite fikrine olan uzaklığı ve
Batı kültürüne duyduğu hayranlık her anlamda ortalamanın oldukça uzağına düşen
bir hayat sürmesine ve özellikle de ortalama bir aile reisi olamamasına yol
açtı. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da geriye dillerde dolaşan onlarca anekdot bıraktı.
Aşırı merhamet duygusu,
muhabbete aşırı düşkünlüğü, çocuklara olan aşırı düşkünlüğü, alışverişe olan
aşırı düşkünlüğü, aşırı unutkanlığı...her şeyi, her bir şeyi aşırı olan Alamancı Cemal; çok uzun
yıllar kaldığı Almanya’da mükemmel Almancası, smokin ve fraktan oluşan gece
kıyafetleri, muazzam dansı, “Kore’li Cemal, ayda bir doğar” anekdotuyla dillere düşen her ay verdiği doğum günü
partileriyle tam bir Alman gibi yaşadı ve beş parasız döndü. Para ile hiçbir
zaman akılcı bir ilişki kuramayışının dramatik sonuçları oldu ama hiç
değişmedi. En yoksul zamanında satın aldığı oyuncakları arabasına doldurup
çocuk parklarını dolaşıp dağıttı. Her konuda olduğu gibi vermek konusunda da
aşırıydı. Sıra ölüme geldiğinde, görmek istediği son kişi de geldikten 1 saat
sonra solunum yetmezliği başladığında ise aşırı “cimri” davrandı; belli
belirsiz kelimeleriyle ve işaretle “ölüyorum,
bana bir çare bulun, 112’yi çağırın” diyebildi. Ve ama çare, çare edemedi…Olsun
be Baba! Sıradışı bir hayatla sıradışı bir ölüm yakıştı sana be Kore’li Cemal! Yakışmayan,
sana, bize, memlekete, insanlığa ve de muhakkak hayata ve ölüme yakışmayan, yanıbaşında 18 yıldır yatan yüreğimin
çeyreği 27 yaşındaki en küçük oğlun...
"Beni de yaz internete, dünya duysun gittiğimi ha!
"Beni de yaz internete, dünya duysun gittiğimi ha!
İşte vasiyetini yerine getirdim; 'internette' sana dair üç beş kelâm ettim! Sıra sende Peder Bey! Şimdi uyan
kalk, her zamanki gibi; çayı gene sen demle, oturalım karşılıklı balkonda ince
belli özel bardaklarınla, sigara sarışımı hevesle izle, ben tüttüreyim sen
dumanını üfle!