İdam edildi K, otuz iki yaşında, orta boylu, açık tenli ve güzeldi. Son nefesini verirken
yüzüne yayılan gülümseme öylece kalmıştı, herkesin tüylerini diken diken eden bir mutluluk
ifadesiyle ve o gülümsemeyle gitti.”Belki de” diye düşündüm, “Tam bir kavuşma umuduydu
o mutluluk ifadesi, başka bir yere değil de sevdiğini koyduğu kendi içine gidiyordu.”
Bir adamı sevmişti K, şaşırtıcı bir biçimde, ona hiç de güzel görünmeyen bir adamı, adam da onu. Hızla zamanı katlayarak atlamışlar ve K’nın evinde yaşamağa başlamışlardı. Öylesine
uyumsuz görünüyorlardı ki nasıl olur da aynı aşka düştüklerine şaşırıp duruyorlar, bunu bir
mucize duygusuyla karşılıyorlardı. K giderek, bu mucizevi mutluluğu neredeyse katlanılmaz
bulmağa başlamıştı, “Onu görmediğim anlar dayanılmazdı” diyordu, “Ama gördüğüm anlardaki coşkum da acı vericiydi”.Söyler misiniz “ diye sormuştu bana, “Bir insan böylesine
sevilebilir mi, yoksa aşkın kendisinde mi böyle bir acı var?
Haklısın K, aşkın kendi içinde böyle bir acı var, yüreğimizi sızlatan salt kavuşamamak olmaz, kavuşmak her zaman bu acıya merhem olmaz lakin bir sarhoşluk halinde avunur dururuz. Oysa yürek sızısı hep yerli yerindedir ve de aşk hep kendi halindedir.
K böylesine sevmesine şaşırıp durmakla sevgisini çoğalttığını fark etmemişti, fark ettiği artık onsuz bir an bile yaşayamamasıydı. İşte bunun ağırlığıyla uyuyamadığı bir gece adamı uyandırdı ve yüzünü ellerinin arasına alarak “Bak bana” dedi, “ Seni öyle seviyorum ki yiyip
içime sokasım geliyor, bunu bilmeni istedim sadece, uyu şimdi”, adam uykulu gözlerle
gülümsemiş, “Öyle yap o zaman” demişti. K gülümseyerek kalkmış mutfaktaki en keskin
bıçağı almış ve sırtüstü yatan adamın boğazına bir saniyede öldürücü darbeyi vurmuştu.
Ve sonra…”Sonrası hayal ettiğim gibiydi” diyordu, “Onu küçük parçalara ayırdım, yiyebileceğim boyutta, sonra özenle, sevgiyle içime koydum onu, her özlediğimde bir parça”.
İlk bakışta marazi bir ruh hali içinde görünüyordu, bu herkes için durumu kolaylıkla izah
eden ve yine herkesin durumu kabullenip sindirmesini sağlayan iyi bir mazeretti ve K’dan
başka mahkeme salonundaki herkesin, gerçekten de bu mazerete ihtiyacı vardı. Tek sorun
bunun gerçeğe uygun olmamasıydı. Çünkü K gerekli tüm psikolojik ve nörolojik testlerden
ayrıntılı bir şekilde titizlikle geçirilmişti, hayır, hiç bir ruh ve akıl hastalığına işaret eden hiç
bir bulguya rastlanmamıştı. Hatta yetkililer kendi akıllarında bir ‘kabul noktası’ oluşturmak
için testleri tekrar tekrar istemişler ama sonuç hep aynı olmuştu; K’nın ruh ve akıl sağlığı
ne yazık ki yerindeydi. İfadeleri defalarca incelendi, tüm bu süre içinde bir an bile bir bilinç
kaybı ya da cinnete benzer bir şey yaşamamış olduğu anlaşılıyordu ki K da bunu doğruluyordu, “Bilerek yaptım tabi ki” diyordu, “Onu öylesine sevdim ki hep içimde tutmak istedim”.
Mahkeme salonunu öfkeyle terk edenlerin gürültüsü herkesi irkiltip ayılttı ama K hiç etkilenmemiş gibiydi, “İlk gün işe gittim yine ama dayanamadım hasretine, izin alıp eve koştum, bir daha da hiç terk etmedim onu”. Salonda kalanların kanı donmuştu, K bir rüya sanrısıyla devam etti; ”İçime koydukça onu acım azaldı, giderek daha huzurlu oldum” ve bana dönerek düşüncelerimi okumuş gibi “Kavuşmak acıyı tam olarak geçirmese de yüreğe iyi geliyor, ehlileştirip aşkı bir nebze azaltıyor sızıyı” dedi, “Tabi kavuşmağa cesaret göstermiş yürekler için”.
Karar verildi, okundu ve kalem kırıldı. K’nın yüzünde bir anlığına bir tereddüt hali belirdi
ve kayboldu, sonra yeniden gölgelendi yüzü, sanki bir kuşkuya düşmüş gibiydi,”Ben onu
sevdim” dedi usulca, “Sadece sevdim”.Sonra mahkeme kürsüsüne yaklaştı ve ellerini
yalvarırcasına açtı, “Acaba” dedi inleyen belli belirsiz bir sesle, “Hakim Bey, severken onu acıtmış olabilir miyim?
--- -------------
Bu son sorusuyla beni de acıtan K.’nın hatırasına
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder