19 Şubat 2012 Pazar

Gözetlemenin Dayanılmaz Cazibesi!


Senden tarih önünde özür dileriz Cuma! Yani demem o ki, alnın açık başın dik olsun gayri sanal alemdeki bu son gelişmelerin ışığında, borcumuz var demir parmaklıklar arasında geçirdiğin o yıllara…
Yazık oldu sana be Cuma, yazık oldu karşı apartmandaki yengenin eteği sıyrılır da diz kapağı gözükür diye perdenin arkasında nöbet tuttuğun akşamlara. Yazık oldu yan komşunun yatak odasını gözetlicem diye deldiğin duvarlara. Yazık oldu balkonundan karşı balkonda gün yapan kadınları dikizlediğin için röntgencilikten ikide bir psikiyatr servisine yatırılmalarına. Yazık oldu başını önüne eğip “Kendimi tutamıyorum, elimde olmadan gözetliyorum karıcığım” diyerek  yalvardığın karına da.
 Cuma, artık “İçimde bana bunu yaptıran bir şey var” deyip deyip ağlama! Yahut otur  bizim hallerimizi de ağla… Bak gördün işte, hepimizin içinde aynı “şey”den var; en olmadık mekanlara koyarız kameraları, olmadı uzaklardan çekeriz yatak odalarını ve de son teknolojiyle, lüzumu halinde  modifiye ederiz kafaları bacakları… Lakin biz öyle mahcup filan olmayız senin gibi, ceza filan da almayız; “yeri gelir, zaman denk düşer”, yani  “icap eder” Cuma, internete salarız “mallarıi”…Sonra otururuz karşısına, istişare ederiz twitterlı,facebooklu halleri…
Ha, bilesin Cuma, öyle zor değil artık yollar; internette birkaç tuşa tıklıyorsun geliveriyor ekrana “mallar”… Artık öyle aslanın ağzında değil komşu yengenin diz kapakları; kameralı bir “cep” alıyorsun arkadaşının kredi kartıyla, on taksit peşin fiyatına. Sonra nefesini tutup internet sitelerini şöyle bir turluyorsun ve “malzemeleri” cebe toparlıyorsun ve sonra da fantazya alemine dalıyorsun…
Korkma, yalnız değilsin Cuma, artık kitleler halinde röntgenliyoruz ve bizi perde aralıklarından, duvar deliklerinden ve netlik ayarından yoksun dürbünlerden kurtardığı için teknolojinin önünde huşu ile eğiliyoruz.  Cuma, seni bilmem amma biz buna “ilerleme” diyoruz. Muhabbetimiz böyle… Siyasetimiz böyle … Hülasa Cuma, toplumca bilişim çağımızda doğru dörtnala ilerliyoruz.
Cuma, artık ağlama, gerek yok ki yani suçluluk duymana, röntgencilik yeni toplumsal halimiz adeta! Hepimizin içinde aynı ‘şey’ peydahlandı, bu hal sadece seni değil, devleti de ,milleti de bir virüs gibi sardı. Hulasa  Cuma, bu “iş” artık olağanlaştı, üstelik öyle ayıbı mayıbı da kalmadı. Boş ver sen de gayri, sal kendini içindeki o ‘şey’in herkese bulaşmasının rahatlığına, takma kafanı öyle ahlak mahlak kurallarına. Gereği yok dert etmenin… “Bu halleri kim salıyor pazara, kim aşılıyor bu virüsü ruhlarımıza” diye düşünmenin… Gel Cuma, gel gidelim, öyle tenhalarda menhalarda gizlenmeye ne hacet, alenen gözetleyelim… Sen de bizim gibi dik tut kelleni, hep beraber bu ‘kitlesel cinnet’in sularında tatlı tatlı yüzelim.
Yazık oldu Cuma, yazık oldu suçluluk duygusuyla kıvrandığın yıllara. Oysa o “küçük” hastalığını aştı bizim sosyal ilerlememiz, artık  “gözetlemenin” zirvesindeyiz. Ama , sanki, nasıl desek… “İçimde bana bunu yaptıran bir şey var” diye suçluluktan ağlattığımız için seni, tarih önünde senden özür dilemeliyiz. Ve de Cuma, hadi kalk, şimdi hep beraber internetteki malum alemlerde gezinmeliyiz… Yahut gizlemek için meraktan geberdiğimizi, “olmaz ki, böyle de yapılmaz ki” muhabbetlerine girmeliyiz...Lakin Cuma, bilirsin sen, söylesene, nereye varır acep bizim bu  ahvalimiz!

Hiç yorum yok: