19 Şubat 2012 Pazar

Aydan Aşağı, Hayatın Üstüne...

Unuttum maskemi takmayı bu sabah, öylece çıktım sokağa, uzak düştüm aklıma, çıplak karıştım hayata.
Kötürümleştiremedi beni genel yargılar, bir kahraman edasıyla günlük gerçekleri yadsıdım, haliyle toplumsal açıdan “uygun ve hoş görülebilir” olmaktan uzaktım. Kurulu düzenin bir parçası değildim artık, fena halde zararlıydım kamu yaşantısına, bir tehdit, bir parazit halinde sızdım yığınların arasına.
Unuttum maskemi takmayı bu sabah, yeterince şirin değildi suratım, kendimi sahihliğimle yüz yüze buldum ve kendi sözcüklerimle cümleler kurup durdum;’ yoksa görünürdeki eşitlik zorla kabul ettirilmiş bir eşitsizlik miydi aslında ve görünürdeki özgürlük ne yönüyle ayrılırdı prangalı kölelikten. Nasıl olurdu mahrum ve mağdur olanlarla yan yana düşmek ve toplumun mutsuz çoğunluğuyla beraber üşümek.’
 Unuttum maskemi takmayı bu sabah,  sokaklarda kendimle karşılaştım, yanlış yaşantılarla tutmadı mayam, tüm bastırılmışlıkları kusup çıkardım. Önlenemezdi içimdeki isyan ama ‘kitlesel riya’ ile toslaştım, bir “aranıyor” ilanıyla duvarlarda suretimle tanıştım; “Ayrıksı bir ot aramızda dolaşmaktadır, görüldüğü yerlerde üzerine basılmalıdır”. derken uyum oyunları başladı, memnuniyet oyunları…eh elbet dayanamadım günlük gerçeklerin tahakkümüne,yıldım, yıkıldım, yutuldum ve ama ağlamadım ve gittim o ünlü mağazadan yeni maskeler aldım ve kitlelerin alkış sesleri arasında yüzsüzlüğümün üstüne taktım ve ah! artık nasıl da “herkes gibi” rahatım!
Resmi yalanlar ürkütmüyor beni artık, ikna oldum savaşın barış için gerekliliğine ve çağdaş yaşam denen şeyin yıkımları ‘zararsız’ hale getirdiğine. Törpüledim karşıtlığımı, sustum bekledim, sistemin tüm imgelerini başarıyla yerleştirdiler zihnime. Ezildim büzüldüm, eğrildim yamuldum, küçüldüm kısaldım ve kendimi toplum kalıplarına uygun yaptım. Sevilebilir bir geçerlilikteyim artık, kullanılabilirim,çünkü işe yararım, önlenebilir isyanım çünkü ussalım, cilalandım ve hakiki olmaktan tamamiyle uzaklaştım ve tamamiyle yakınım teslimiyete…
Her neyse…
Başkalarının bu halleri her ne hal ise…
Bana gelince…
Gülümseyen çiçeğin kokusunda bile hüzün duyumsarım bir nebze, varsa bile bir “lay lay lom” hali hayatın, biraz ‘hafif’ algılayışlara mahsus sayarım…Velhasıl, yaşamak kardeş, harbi bir iştir, zenaatı namusuyla yaparım. Bilirim, öyle ucuna dokunmakla tadılmaz, dibine kadar dalarım ve… aslını aslıyla yaşarım.

Hiç yorum yok: