Dün gece bilmem kaçta martılarla uyandım, tüm şehir uyuyordu, bir martılar bir de ben dolanıp duruyorduk, uzaklardan bir yerden bir çığlık geliyordu, bir martı koptu gökten, hızla alçalıyordu, umarsızca kanat çırptık birlikte, fayda etmedi lakin, hayat hızıyla çakıldık yere.
Sanma ki unutuldun, meğer seni de andım, kaç martı saatidir sen yoksun bu şehirde, sana şöyle damardan birkaç sitem yolladım, olmadık yerde böyle madem beni bıraktın …gel al şimdi gönlümü,sen sırtlan vebalini, beni böyle bu şehrin ortasına fırlattın!
Ah bu vahşi yalnızlık, kokusu her yanımda, hangi yüze rastlasam meyhane sokağında, yoksunluğun izleri gözlerime bakıyor, bir bilinse martı saatlerinde kim nasıl uyanıyor, bir o martı bir de ben yere düşmüşken böyle, bu şehrin simaları defaten can yakıyor.
Bir maskeli balo salonu gibi bıraktığın bu şehir,”öyle” imiş ile “böyle” imiş arası hayatlarımız şimdi, anası ağlamış anılmaktan “di” li geçmiş zamanın, yani o ki, biraz ‘yitik’ havalardayız, oturmuşuz iskambil kağıtlarının karşısına, maça kızının suretinde geçmiş aşklarımızı aramaktayız, hani bilmem nasıl söylemeli… epeyce bunalmaktayız. Eh kararsa hava gayri düşsek akşam üstüne, Asmalımescit’e doğru uzasak meyhaneye, geçmiş aşklarımız da takılsa peşimize, yahut düşseler yakamızdan unutmayı başarsak, ya bellek sussa gayri ya ‘şimdiki’ zamanlarla buluşsak, yahut…dikleniversek şöyle, gitsek maça kızının kapısına dayansak!
Lakin…
Düne ait ne varsa dünle beraber gitmez, bu günün zaafları bazen bundan çoğalır, ve hatta yarının mirasına bazen yalnız dün kalır. Bu halde, hal böyleyse, ben neden kalbimde bir yumruyla nafile hallerdeyim!
Önemli değil gerçi, sadece basit bir vicdan meselesindeyim, söyleştim o martıyla çakıldığımız yerde, yüreğime dokundu yüreğine dokundum, aldım icazetini, madem ki tosluyorum o malum kederlere, çekip gidebilirim. Öylesine sıradan, öylesine tanıdık ki bu haller, haliyle ben ‘ayrık olmakla’ malûl, sapına kadar ihanetteyim.
Sabahına çöpçüler beni de süpürdüler o martıyla beraber, hoş bir duyguydu sanki cenazemi seyretmek bir martı eşliğinde, ıpıssızdı ortalık, bir çöpçüler, bir martı, bir de kendi cenazem mezarlığa yol aldık, bir ses çarptı yüzüme, bir çukurun dibinde bir köpek uluyordu, tüm şehir sessizlikte inatla uyuyordu.
Şöyle bir dönüp baktım, dünün muhtemel aşklarını dışarıda bıraktım ve bir kalbi okşar gibi veda yerine, tabutumu muhabbetle kapattım.