Koruya giden yolda, omuzları vatkalı belden altı üç katlı fırfırlı elbisemle yürüyecektim. Kelebekler uçuşup etrafımda dönecek, kuşlar en güzel aşk şarkılarını söyleyecek, hasetten çiçeklerin renkleri solacaktı. Ve yol kenarındaki ulu çınarlar bile endamımın önünde boyun eğip hayran kalacaktı.
Bir hışırtı olacak, kalbim küt küt atacak, ömrümü uğruna vereceğim bir fısıltı duyacaktım. Dizlerim titreyecek, hafifçe kızaracak, alt dudağımı ısıracaktım. Biraz korkumsu bir şey, biraz acımsı bir şey, ılık bir ürpermeyle kalakalacaktım. Kulağımda bir davet, göğsümdeki sıkışmayla sarhoş olacaktım.
Göz göze değdiğinde yıldızlar yanacaktı, yeryüzünde kimse kalmayacaktı, her şey hep devinecek hiç durulmayacaktı, öncem de o sonram da o olacaktı. Yüreğim kapısını gülerek açacak, kasırgalar kopacak, bir buket çiçeğe değince elim hayat hülyalı bir sıcaklığa akacaktı.
Koruya giden yolda, bir düşün buğusunda, çınarın kovuğunda bir mektup bulacaktım, şiir duruluğunda, tüm zamanları tüm renkleri anlatacaktı, tüm kelimeler utangaç tüm cümleler ünlem işaretli olacaktı, tüm duygular açılmağa yüz tutmuş tomurcuk kokusunda ateş kızıllığına bulanacaktı.
Saçlarımda yıldızlar parıldayacak, ay ışığı yanacak, çınara yansıyacak, yüreğime bir gölgenin eli değecekti. Penceremin altında bir gece serenadı, çınar mesud olacak, ben mesud olacaktım. Ah yaşamak bu işte, dolu dolu yaşamak, geceye mana katmak, serenada kapılıp öylece dalacaktım.
Koruya giden yolda, sessizliğin büyüsünü gece bile bozmayacaktı, ayrılığın boşluğuna düşmeyecektim, olmayacaktı hayır, bir ihanetle ansızın sarsılmayacaktım. Hep sabah süzgünlüğnde bakacaktım hayata, soluk soluğa kalacaktım ve vuslatın mühürünü hep gözlerimde taşıyacaktım.
En güzel olan en zorlu olandı ama beklemenin ümitsizliği beni kaplamayacaktı, acı ve elem ruhumu sarmayacaktı. Anı defterlerine hüzün yazılmayacak, soğumuş yalnızlıklar benden uzak olacak, yaşanmamışlığın fotoğrafları başucuma konmayacak, söylenmemiş sevda sözcüklerinin hasretinde boğulmayacaktım.
Beyaz atıyla prens elbette romanda kalacaktı! Ama hani, hani inanırsam sana roman, gerçek kılacaktın hayatı! Oysa beni aldattın, yalnız kendimle bıraktın, dün gece koruya giden yolda kendimle göz göze kaldım. Ay ışığı yanıyordu, çınara yansıyordu, zehirli bir hançer değdi yüreğime apansız, bakakaldım. Çınara asılı bir gölge kuşku saldı içime... hani, sanki, biraz beyhude mi yaşadım! Dün gece küstüm sana ah roman, yanlış yetiştirdin beni vesselam!
……………..
Gelmediği için aşk, kendini çınara asan A. nın hatırasına ithaf edilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder