10 Nisan 2012 Salı

Ah Ne Kadar Mağrur ve Mesudum! Artist Olmak İçin Yarışmaya Başvurdum!

Oturdum çek-de-yat’ımın üstüne tek tek inceliyorum, evraklarım tamam, fotoğraflarım da; bir boy mayolu, bir vesikalık, bir boy gece elbiseli. Ve tam üç buçuk saat oldu ön eleme jürisinden cevap geleli. Ah ne kadar mağrurum!
Mesudum, bu sefalet gecelerden ve felaket gelecekten artık kurtuluyorum, bavulum hazır gece yarısı pencereden atlayıp yola çıkıyorum. Sen basma perde, sen dokuma kilim, sen haroşa paspas, sen gıcırdayan tahta kapı ve üstüne bahtsız yılların lekesi düşmüş banyo taşı, özle beni kederinle, bundan sonra ara da bul! Bekle beni şehvetinle, geliyorum İstanbul!
Çok yakında senin o fantastik dünyana gireceğim, seninle büyüleneceğim ve seni büyüleyeceğim.”Mürebbiye’nin Aşkı” dizisinde artık ben boy göstereceğim, öyle nazlı süzüleceğim ki seyredenler tüm ihtiraslarını benim bedenimde hissedecekler. Nice nice kadınlar kıskançlıktan delirecekler, nice yakışıklı erkekler beni hayal ederek yeşerecekler. Ama ben bekleyeceğim, bütün iffetimle ve faziletimle bekleyeceğim, haşa günaha girmeyeceğim, bedenimi asla kirletmeyeceğim, tüm ihtiraslarımı bir gün kulisimin kapısını çalan fakir ama gururlu o piyanist gence vereceğim.
Alkışlar…Sahneye çıkıyorum…Alkışlar…Dinmeyen alkışlar…Üzerime orkideler yağıyor, bir nefeslik yakınıma gelmek için korumamla boğuşan gençlerden biri bayılıyor.Eller görüyorum, yalvaran yakaran eller, küçük bir dokunuş için ölesiye çırpınan… Ah ne kadar mesudum, ah ne harikulade bir an!
Ne oluyor bana böyle! Neden spotlar sönüyor, kıpırdayamıyorum, bacaklarımdaki bu sancı da ne! Babam da beni izlemeye mi gelmiş, ama neden yumruklarını sıkıyor! Abim neden dikiliyor tepemde, neden dişleri gıcırdıyor! Ne kadar çok yatak var etrafımda, hepsi de beyaz çarşaflı, fakir ama gururlu piyanistim nerede kaldı! Nerede alkışlar, nerede gözlerimi kamaştıran ışıklar, neden “bir daha bir dahaaaa” seslerine “doktor acil hastaaaa” sesleri karışıyor! Bu beyaz önlüklü kız mürebbiye mi! Bu korku dolu hıçkırıklar yoksa annemin mi! Neden aklımda sadece pencere pervazına takılan bavulum kalıyor, neden hafızama elbisemin yırtılma sesi takılıyor, neden gelecek pırıltılı hatıralar bir bir kayboluyor! Neden azalıyor ışıklar! Neden sönüyor spotlar! Söyleyin ah neden! Neden sahne kararıyor!


………………
*Bazen hayaller bir pencere pervazında tükense de…Evet bazen “hayal” bir pencere pervazına takılıp kırık bir bacağın alçısında ezilse de…yine de yine de…”Hayal” in peşinden
giden yüreklere ithaf edilmiştir.

Hiç yorum yok: