Bu
yazıdaki olaylar kurgu, şahıslar hayal ürünü, hikayeler palavradan, eleştiriler
havadan sudandır ve de söz meclisin dışınadır. Eh, yalandan ve ikiyüzlülükten bendeniz de ölmez herhalde, her halde…
Abiler! Ablalar!
Dünyayı kapsamlı ve güçlü biçimde anlamağa
çalışmadan, donanım edinmeden, derinliğe inmeden, kavrayışınızı zenginleştirmeden
ortalığa fırlıyor, üzerinde değil hiçbir birikime, hiç değilse açık ve güçlü
izlenimlere bile sahip olmadığınız alanlarda arz-ı endam eyliyorsunuz; sözüm ona sanat yapıyorsunuz, siyaset yapıyorsunuz, televizyonculuk, gazetecilik,
dernekçilik, particilik, başkancılık, oculuk, buculuk yapıyorsunuz. Cırcır
böceğine inat habire konuşuyorsunuz.; sohbet
etmiyorsunuz, sohbeti bahane edip kendinizi tanıtıp övüyorsunuz ve sizi dinleme
sabrını gösteren o ‘zavallı sıradan mahluklara’ ‘şeföğretmen’ edasıyla talimatlar
veriyorsunuz…
Size
biraz ‘hayret edebilme yetisi’ lazım, zira hayret etmeyi başarabilirseniz bilmediğinizi
fark edebilirsiniz, bilmediğinizi merak edebilir ve en nihayetinde başkalarını
da görmeyi becerebilirsiniz. ‘En büyük benim, bu benim’ demeye getirdiğinizde
kimse masada zıp zıp zıplayıp itiraz naraları atmıyor diye ‘en büyük ’ filan
olmuyorsunuz ha! İnsana, terbiyesini
koruyarak sanatın, hayatın ve bu arada
sizin de yapıp ettiklerinizin sorgulamasını bağırmadan çağırmadan incelikle
yapma olanağı bırakmayan bu faşizan tavır hakikaten bir kahır yani…Ne
oluyorsunuz her cins ve türden efendiler! Herkes, bir biçimde, kadrinin kıymetinin bilinmeden yok
olup gideceği endişesiyle yaşıyor, bu endişelenme hakkı sadece ne yapıp edip
kendini öne çıkarmayı becerenlere bahşedilmiş değildir, bilesiniz.Ayrıca beyhude
çabalıyorsunuz; uzun boylu geçinmek için birilerine cüce demekle metreyi yanıltamazsınız.
'Egosu
güçlü' olmak, hayatın içinde etkin bir biçimde yer almak anlamına gelen, sağlıklı
insanın temel niteliklerinden birisidir ama megalomani ve egosantrizm tedavilik
bir vaziyettir…Bugüne dek yapıp ettiklerine dayanarak kendine güvenmek başka, kendini büyük görmek için başkalarını
küçültmeye kalkışmak başka…Egonuzu okşayacak şekilde sizi pohpohlayana iltifat,
geri kalanlara sıra dayağı…Benlik değerini, çok sayıda insan tarafından
bilinmek, beğenilmek üzerine kurmuş,
özgüveni yüksekmiş gibi dolaşan insanlar esasta ciddi bir özgüven
sorununu barındırırlar; aslında ne denli tedirgin ve güvensiz olduğunuzu gizlemeye çalışan o
aldırmaz tavrınız, bunun etrafınızdaki
insanlar tarafından çakılmıyor olduğu zannından başka bir şey değil, oysa
sandığınız kadar çakılmıyor da değil hani… Acınası, gülünç, trajik…
Hayat size biraz tevazu bahşetsin diyeyim, ne
diyeyim, zira megalomani denen zehrin panzehiri ancak bu olur! Siyasi
arenada, sivil toplum örgütlerinde, sosyal medyada ‘ileri gelensiniz’; dernek başkanısınız,
parti başkanısınız, sosyal medya fenomeni filansınız, osunuz, busunuz. En büyük icraatınız tweet atmak, Facebook'da link paylaşmak,‘lüzumu halinde’ basın
açıklaması yapmak ki o metinlerde, o kürsülerde, eşitlik, adalet, özgürlük,
dayanışma laflarını ederken gözleriniz yaşarıyor, bir ‘coşku hali’ sarıyor
sizi, bir acayip inanıyorsunuz beraberliğe, ortaklaşmaya filan. Oysa dağlardan
mı şehirlerden mi, işçi sınıfı mı köylü sınıfı mı deyip deyip dövüşerek ve
bölünerek ülkenin tarihinin ve potansiyelinin
yarısını heba etmişliğiniz vakidir. Şimdilerde de biz zavallı kitlelerin anlayamayacağı kabilden
‘yüce yüce değerler’ uğruna bölünüp duruyorsunuz, biyolojinin hücreleri
çatlıyor hasetinden…Eşitlik diyorsunuz; hayatınızın günlük alanında kendi
karınıza bile bu hakkı lütfetmiyorsunuz! Adalet diyorsunuz; komşunuza,
bakkalınıza, arkadaşınıza adil değilsiniz. Ezilenler diyorsunuz, zulüm diyorsunuz;
iş hayatınızda ezenden zulmedenden yana tavır alıyorsunuz ve ama hepsini de
minareyi çalandan daha şahane kılıflıyorsunuz. Senin geleneğinden gelene tam
not, geri kalan ‘makbul olmayan solculara’ sıfır! Elbette herkese tam not
vermekle yahut herkese sıfır vermekle adil olunmaz lakin pek ala biliyorsunuz
ki siz başka bir halt ediyorsunuz; şefsiniz, sizin gibi yapmayanı
güçsüzleştirip hükümsüz kılmak için marjinalleştirip yalnızlaştırıyorsunuz. Ha
olur da korkmazsa yılmazsa geri adım atmazsa, icabında yani mirim, ‘merkeze
çekip’ tek ayak üzerinde bekletmeye
kalkıyorsunuz!
Hayat
size vicdan, yaşama namusu ve “halk
mahkemesi” bahşetsin diyeyim, ne diyeyim; zira
ikiyüzlülük denen bu zehrin de panzehiri güya kazanmağa çalıştığınız ama
içten içe küçümseyip şamarladığınız halkın gücü olur!
Doğallıkta,
içtenlikte, dürüstlükte, tevazuda eşitlenemiyorsak…madem öyle… o zaman herkes
gereğini yapsın, ikiyüzlülükte ve megalomanide eşitlenelim! Böylesi hiç değilse
daha adil!
Büyüksünüz!
Abiler!
Ablalar!
Sizi
ancak içten bir özeleştir aklar!
Yahut,
hepimizi, bu memlekette, harbi bir isyan paklar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder