MEDYATİK FANTAZYALAR
İmdat! Televizyona Bakıyorum!
Oturdum karşısına, konumlarımızı uygun açıya ayarladım,
heyecanlıyım, adeta nicedir görmediğim bir dostla yapacağım tatlı bir muhabbete
hazırlanmaktayım, reklamların bitmesini sabırsızlıkla arzulamaktayım, az sonra
o derin bakışlı, o yakışıklı, o “karizmatik” adamla baş başa olacağım.
Başlayacak 121.
bölüm, bozmayacağım o bakışların büyüsünü, sehpadaki kurabiyelere usulcacık
uzanacak elim, zaten pek iştahım yok bu günlerde, geçen bölümden sonra doğrusu epeyce
kederliyim. Yine ayrılık vardı, yakışıklı zengin konak sahibi aşık olduğu
hizmetçi kızı yine yanlış anladı, kendisini parası için sevdiğini sandı, oysa
kız onun kara kaşına kara gözüne hayrandı. Kızcağız eşyalarını toparlayıp-epi
topu çiçekli bir entarisi vardı- bir ağacın arkasına saklanıp hüngür hüngür
ağladı, o esnada bizim komşunun anlayışsız kaba kedisi aşk acımıza aldırmayıp
miyavladı, görümcem Asiye –sevmiyor hizmetçiyi- bu son ayrılığa fazlaca bel
bağladı. Söyledi kocam ona, dizilerdeki adamlar öyle çıkıp gelip Asiye’leri
almazlar, onlar konaktaki hizmetçi kızlara aşık olurlar. Lakin görümcem Asiye
hep umutlu, çiçekli bir entari dikti kendine, saçları iki örgü, aylardır bahçe
kapısının önünde buğulu gözlerle bekleyip durdu. Dağ dağa kavuşmaz da insan
insana kavuşurmuş, bu Asiye dün gece uykusunda böyle sayıklıyordu.
Hiç öyle derin derin bakmadı bana Hamza, Asiye’nin abisi,
hiç öyle tutmadı bileğimden haşin haşin, hiç öyle bacağını kırıp önümde
eğilerek öpmedi elimi, hiç öyle orkideler bırakmadı odamın kapısına, gitarcı da
getirmedi penceremin altına. Neyleyim, konak sahibi varken bizim Hamza düştü
benim bahtıma, gerçi Hamza’nın da kaşı kara gözü kara ama…ben hep başka şeyler
görüyorum rüyalarımda…ah şu Asiye de olmasa, adam o muhteşem karizmasıyla
konaktan çıkıp gelecek, bahçe kapısında Asiye’yi görecek, çiçekli entarisini
beğenecek, onun için her gün kıvırdığım kirpiklerimle benim gözlerimin daha
buğulu olduğunu bilmeyecek, of bu benim kara bahtım hiç mi gülmeyecek!
Suelın’ın kaderi de böyle değil miydi, kaç adam denedi amma
zavallı kadının yüzü hiç gülmedi, aslında o Ceyar’ı yürekten sevdi, Babi
gerçekten çok iyi biriydi, sahi o kısa boylu cilveli sarışın kızın adı neydi!
Hanımağa neredeydi, konağın asmaları ne
renkti, karlar gerçekten kınalı mıydı, zerdalar delice sevdalı mıydı,
kaynanamın ağladığı şeydeki şeyle şeyin aşkı mıydı, yoksa hepsi “Bir Türkiye Masalı” mıydı!
Ne oluyor bana böyle, Asiye kim, Hamza nerde! Şöyle bir
toparlanayım, çiçekli entarimi üzerimden çıkarayım, hüngür hüngür ağlayan
hizmetçi kızı ağacın arkasında, buğulu gözleriyle Asiye’yi bahçe kapısında,
Hamza’yı horultulu derin uykusunda bırakayım, haber kanallarına sıçrayayım. Sıcacık
evimin salonunda fıstık yeşili koltuğumda bir “tiyatrosever” merakımla bu gün
kim nerede bombalanmış kaç ölü kaç yaralı haberlerine dalayım. Konak sahibi
hizmetçi kızı sever iken, hizmetçi kız gözyaşlarını siler iken, Asiye konak
sahibini bekler iken ve komşunun şu duyarsız cani kedisi miyavlar iken ben
bombardıman görüntüleriyle acılanayım.
Sonuçta her şey ama her şey “seyirlik” değil mi bu cam
kutuda!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder