MEDYATİK FANTAZYALAR
Gözetlemenin Dayanılmaz Cazibesi
Gözetlemenin Dayanılmaz Cazibesi
‘Olmaz ki, böyle de yapılmaz ki’
halleri…
Senden tarih önünde özür dileriz
Cuma. Yani demem o ki, alnın açık başın dik olsun gayri sanal alemdeki bu son
gelişmelerin ışığında, borcumuz var bir hastane koğuşunda geçirdiğin o yıllara…
Yazık oldu sana be Cuma, yazık oldu
karşı apartmandaki yengenin eteği sıyrılır da diz kapağı gözükür diye perdenin
arkasında nöbet tuttuğun akşamlara. Yazık oldu yan komşunun yatak odasını
gözetlicem diye deldiğin duvarlara. Yazık oldu balkondan karşı balkonda gün
yapan kadınları dikizlediğin için röntgencilikten ikide bir psikiyatr servisine
yatırılmalarına. Yazık oldu başını önüne eğip “Kendimi tutamıyorum, elimde
olmadan gözetliyorum karıcığım” diyerek ağladığın, yalvardığın karına da.
Cuma, artık “İçimde bana bunu yaptıran bir şey
var” deyip deyip ağlama, bak gördün işte, hepimizin içinde aynı “şey”den var, lakin
öyle zor değil artık yollar; bir internet kafeye gidip bir tuşa tıklıyorsun,
twittera giriyorsun,geliveriyor ekrana
“mallar”… Artık öyle aslanın ağzında değil komşu yengenin diz kapakları;
kameralı bir “cep” alıyorsun arkadaşının kredi kartıyla, on taksit peşin
fiyatına. Sonra derin bir nefes çekiyorsun ve mahalledeki internet salonlarını
şöyle bir turluyorsun ve “malzemeleri” cebe toparlıyorsun ve sonra da fantazya
alemine dalıyorsun…
Korkma, yalnız değilsin Cuma, artık
kitleler halinde röntgenliyoruz ve bizi perde aralıklarından, duvar
deliklerinden ve netlik ayarından yoksun dürbünlerden kurtardığı için twitterın
önünde huşu ile eğiliyoruz ve Cuma, seni bilmem amma biz bunun adını “gelişme”
koyuyoruz ve “çağdaş insanın yeni özgürlükleri” deyip geçiyoruz. Hülasa Cuma,
toplumca bilişim çağına dörtnala ilerliyoruz.
Cuma, artık ağlama, gerek yok ki
yani suçluluk duymana, röntgencilik-teşhircilik yeni toplumsal halimiz adeta,
hepimizin içinde aynı ‘şey’ peydahlandı, senin halin kitleleri bir virüs gibi
sardı, yani Cuma, bu ‘hal’ artık olağanlaştı, üstelik öyle ayıbı mayıbı da
kalmadı. Boş ver sen de gayri, sal kendini içindeki o ‘şey’in herkese bulaşmasının
rahatlığına, takma kafanı bazı “eski kafalıların” kafasını taktığı sorulara,
gereği yok dert etmenin… “Bu halleri kim salıyor pazara, kim aşılıyor bu virüsü
ruhlarımıza” diye düşünmenin… Gel Cuma, gel gidelim, öyle tenhalarda menhalarda
gizlenmeye ne hacet, alenen gözetleyelim, sen de bizim gibi dik tut kelleni,
hep beraber bu ‘kitlesel cinnet’in sularında tatlı tatlı yüzelim.
Yazık oldu Cuma, yazık oldu
suçluluk duygusuyla kıvrandığın yıllara, o ‘küçük’ hastalığını aştı bizim
medeniyetimiz, “içimde bana bunu yaptıran bir şey var” diye suçluluktan
ağlattığımız için seni, illaki senden özür dilemeliyiz. Ve de Cuma, hadi kalk,
şimdi hep beraber birahaneye gidip twitterdaki o malum görüntüleri izlemeliyiz,
yahut gizlemek için meraktan geberdiğimizi, “olmaz ki, böyle de yapılmaz ki” muhabbetlerine
girmeliyiz...Lakin Cuma, sen bilirsin, söylesene, nereye varır acep bizim bu
‘malum’ hallerimiz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder